glitter textglitter textglitter textglitter text glitter textglitter textglitter textglitter textglitter text
Cursors




blog layouts

blog layouts

PİNK LADİE - Blogcu MySpace Layouts

MySpace Layouts

PİNK LADİE

• 9/8/2006 - dahi yarışmacı

Kategori: hikayeler
Dahi Yarışmacı

"Kim 500 Milyar İster" yarışmasının orijinali ABC televizyonunda yayınlanan "Who Wants To Be A Millionaire?" yani "Kim Milyoner Olmak İster?" Bize uyarlarken milyoner demek komik duracağından adını değiştirmişler tabii. Yarışmanın orijinali bizdeki gibi sönük de geçmezmiş. Çok heyecanlı yarışmalar yaşanırmış. Bir sürü efsanevi yarışmacı gelip geçmiş.

Bunlar arasında biri varmış ki; onun gibisi bir daha gelmemiş. Bu arkadaşın genel kültürü müthişmiş. En son soruya kadar hiç joker kullanmadan gelmiş. Her seferinde hiç duraksamıyor, "Son kararım" dedikten sonra yanıtı verip gülümsüyormuş. Sunucu kıl olmuş tabii. Çünkü yarışmanın heyecanı, yarışmacının duraksaması, ikileme düşmesi, yüksek sesle, "Acaba o mu, yoksa bu mu?" diye acı çekmesindeymiş.

Hatta yarışma sorularını hazırlayanlar adamlar da sinir olup, her soruyu normalinden daha da zorlaştırmışlar. Ama bizimki bana mısın demiyormuş. Doğru yanıtlatı gülümseyerek, gözünü kırpmadan veriyormuş.

Soruları hazırlayanlar, yarışmacının son soruya doğru yanıt veremeyeceğinden çok eminlermiş. Gerçekten de soru geldiğinde bizimkinin yüzü değişmiş. Soru çok, ama çok çok zormuş. Yarışmacı biraz düşündükten sonra, "Telefon etme jokerini kullanacağım" demiş. Sunucu sevincini gizleme gereği görmeden sırıtarak, 'Kimi arayacaksınız?" diye sormuş. Yarışmacı, "Babamı" demiş. Telefon bağlanmış. Sunucu, durumu yarışmacının babasına açıklayıp, soruyu oğlunun soracağını söylemiş ve sözü yarışmacıya bırakmış. Bizimki, "Alo baba? Ben şu anda 'Kim Milyoner Olmak İster?' yarışmasındayım. Şu anda 1 milyon dolar kazandım. Haberi de ilk benden duymanı istedim" demiş. Sonra da yine gülümseyerek doğru cevabı vermiş.
Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/8/2006 - yarışma dediğin böyle olmalı

Kategori: hikayeler
Yarışma Dediğin Böyle Olmalı

Bir kaç yıl önce, Seattle Özel Olimpiyatlarında, tümü fiziksel ve zihinsel özürlü olan dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplandılar. Başlama işareti verilince, hepsi birlikte başladılar, bir hamlede başlamadılar belki, ama yarışı bitirmek ve kazanmak için istekliydiler. Yarışa başlar başlamaz içlerinden genç bir delikanlı tökezleyip yere düştü ve ağlamaya başladı. Diğer sekiz kişi oğlanın ağlamasını duydular. Yavaşladılar ve geriye baktılar. Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler ve geriye döndüler ve oğlanın yanına geldiler. içlerinden Down Sendrom'lu bir kız eğilip oğlanı öptü ve "Bu onun daha iyi olmasını sağlar" dedi. Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladı. Orada bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatıyorlar. Neden mi? Çünkü şu tek şeyi derinden bilmekteyiz : Bu hayatta önemli olan şey, kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede olan bir şeydir. Bu hayatta önemli olan, yavaşlamak ve yönünüzü değiştirmek anlamına gelse bile diğerlerinin de kazanması için yardım etmektir. Kendisinden güçsüzü ezmeyi ilke edinen, daha güçlünün kendisini ezmesine davetiye çıkarmış olur.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/8/2006 - soyuna ihanet eden kekliğin sonu

Kategori: hikayeler
Soyuna İhanet Eden Kekliğin Sonu

Yavuz Sultan Selim Han, tebdili kıyafetle Kuşlar Çarşısı'nı gezer. Burada, avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.

Bir ara gözü kekliklere ilişir Padişahın. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, "Tane işi satış fiyatı 1 altın" yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.

"Hayırdır" der satıcıya, "Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?"

Satıcı: "Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor" der. "Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar" diye ekler.

"Satın alıyorum" der Padişah, "Al sana 500 altın..." Parayı verir ve hemen oracıkta kekliğin kafasını keser.

Adam şaşırıp: "Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi" diye dövünürken;

Padişah gürler: "Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç ölümdür..."
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/8/2006 - türk hastalıkları

Kategori: komikler

türk hastalıkları


1-Kardan adama tekme atma veya bozmaya çalışma hastalığı,

2-Yeni atılmış betona basma ve isim yazma hastalığı,

3-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, bıyık ve gözlük yapma hastalığı,

4-En iyi arabayı ben kullanıyorum zannetme hastalığı,

5-Kar topunun içine buz veya taş koyma hastalığı,

6-Cep telefonu kullanımının yasak olduğu ortamlarda illede görüşme yapma hastalığı,

7-Belediyenin duraklara koyduğu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme hastalığı,

8-Kumsalda Deve güreşi yapma hastalığı,

9-Şahin model arabayı, Doğan görünümlü yapma hastalığı,

10-Ağaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim baş harfi kazıma hastaligi,

11-Derslerini çalışıp sınıfını geçenleri inek sanma hastalığı,

12-Mesleğimizdeki ünvanımızı ingilizce olarak söyleme hastalığı,

13-Tiki olan insanların tikleri ile uğraşma hastalığı,

14-İskambil kağıtlarından kule yapan birinin kulesini bozmaya çalisma hastalığı,

15-Cep telefonu ile bağıra bağıra konuşma hastalığı,

16-Reklam için duvarlara veya panolara yapıştırılan afişleri yırtma
hastalığı,

17-Tuvalet duvarlarını defter sanma hastalığı,

18-Otobüs duraklarına "Ateşli sevişirim beni ara" yazma hastalığı,

19-Trafikte bizi geçen bir aracı mutlaka yakalayıp onu geçmeyi ilke sayma rahatsızlığı,

20-Sinyal verir vermez şerit degiştirip, kazaya sebebiyet verdiğimizde sinyal verdik görmüyon mu deme hastalığı,

21-Ara yollardan ana yola çıkacak araca yol vermeme hastalığı,

22-Ünlü birini gördüğümüzde, ne kadar yakınımızda olursa olsun, ona el sallama hastalığı,

23-Ünlü birini gördüğümüzde onunla fotoğraf çektirip çok samimiyiz havası verme hastalığı,

24-Yaşamadığımız bir deneyimi yada olayı yaşamış gibi anlatıp ona kendimizi inandirma hastalığı,

25-Otobüs durağa yanaştığında illede ön kapıdan inmeye çalışma hastalığı,

26-Otobüs koltuklarını yırtma ve üzerlerine acayip acayip yazılar yazma hastalığı,

27-Minibüs şoförüyseniz beğenmeseniz bile mutlaka kral fm dinleme
hastalığı,

28-Trafikte kirmizi isikta dururken, yesil isik yanar yanmaz kornaya basma hastaligi,

29-Trafikte kirmizi isikta dururken burun karistirma hastaligi,

30-Kimsenin herhangi bir konu hakkinda bilgisi olmadigini anladigimiz anda o konu hakkinda atip tutma hastaligi,

31-Elektrik,su,dogalgaz,vergi,trafik cezasi vb.. faturalari son gününde ödeme hastaligi,

32-Kar yagdiginda eve bolca ekmek alma hastaligi,

33-Grup halinde bir meydana konan güvercinlerin üzerine kosup onlari kaçirmaya çalisma hastaligi,

34-Evli olanlarin bekarlara sakin ha evlenme demesi hastaligi,

35-Ayni filme giden insanlarin filmden çiktiktan sonra filmi birbirlerine anlatmalari hastaligi,

36-18 yasina geldigi gün bara gitme hastaligi,

37-Eline silah geçen birinin hemen o silahla saka yapma ihtiyaci duymasi hastaligi,

38-Arabayla yolda giderken tanidik birini görünce arabayi sakadan onun üzerine dogru sürme hastaligi,

39-Takim elbise giyince elini cebe sokma hastaligi,

40-Tuttugu takim galip gelince havaya silah atma hastaligi,

41-Meslek arkadaslarina mesleki sakalar yapma hastaligi..

42-Şehirler arası yollardaki levhaları hedef tahtası olarak kullanıp
tabanca ile kevgire çevirme hastalığı
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/8/2006 - gerçek dostluk

Kategori: hikayeler
GERÇEK DOSTLUK BÖYLE OLUR

Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok
beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir.

Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir
ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider
ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır.

Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını
öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte
yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç
düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine
uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl
bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir
kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler
sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi
kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da
geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir .
Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek
isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok
sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha
fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya;
Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı.
İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi.
Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını
istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı)
Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu
şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş
istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim.
Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek
üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz.

Dostlukla ve Sevgiyle kalın.
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Ben pembe olan her şeyi severim

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

Arkadaşlar

sacita
cisil2006
housewife
sultan07
kozan
izcidamla
Arkadaşlarımın Bannerleri: Graphics by yinebiirgulnihal kozan'in banneri Saçita Blogcu
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:3
| Sonraki Sayfa
Günlük Burç

Bannerimi Sitenize
Eklemek İçin